BİR ÇAĞRI
Sevgili Dinleyicimiz, “Ne yazık ki, biz artık yokuz,” desek?
Biz, Açık Radyo’yu 99 aydır her gün sunuyoruz. Yağmur-çamur bizi durduramadı. Tipiler, sıcak dalgaları, depremler, uzun tatiller, grip salgınları, yorgunluklar bizi durduramadı. Eh, kırk yılın başında fırtına yayın kulemizi yıkar, Bukowski’nin bir hınzır hikâyesi çıkarsa, kesintiye uğrayabiliyor tabii yayınımız – ama, öyle anlarda biz de büsbütün işin başında oluyor, ona büsbütün asılıyoruz. İşte şimdi bunu da ‘öyle
bir an’ diye düşünün lûtfen: Normal yayın akışımıza kısa
bir ara veriyoruz: Normal işimizi yapmak yerine, sizden
birşey istemek için yapıyoruz bunu. Zaten 9 yıl önce
‘Manifesto’muza şöyle yazmıştık: “Hiçbir çözüm üretmeyeceğimize söz veriyoruz ... Size birşey vermek istemiyoruz; mümkün olduğu oranda sizden birşeyler almak istiyoruz. Çünkü bu, bizim ortak projemizdir.” *** Neden? Çünkü, özgür, dikbaşlı ve bağımsız bir basın, özgürlükleri korumanın en önemli ve belki de biricik temelidir de ondan. Enformasyon ve bilgi; tıpkı hava, su, toprak ve ateş gibi bir ‘element’ olmuştur da ondan. Çeşitlilik ve farklılık, bilgiye erişim ve tartışma olmadan, demokrasinin varlığı tehlikeye düşer de ondan. İnsanların âdil olmayan, haksız kararları eleştirmesi, reddetmesi ve geri aldırması, ancak yurttaşlık sorumluluğu taşıyan bir medya sayesinde mümkün olabilir de ondan. Basın özgürlüğü, demokrasinin temeli olan toplu ifade özgürlüğünün bir uzantısından başka birşey değildir de ondan. *** Sekiz küsur yıllık yayın hayatında Açık Radyo mikrofonlarından belki 80 milyon kelimelik söz uçtu ve uzaya karıştı, bu kubbede 400 bin şarkı baki kaldı, 2 milyon saniye sessizliğin sesi yankılandı, 630 programda 18 milletten 600 gönüllü programcı 72 bin saat yayın yaptı, radyoya yurt çapında 18 ödül kazandırdı, uluslararası ve ulusal medyada onu 3 bin habere konu yaptı. Binbir meslek ve uzmanlık dalına ‘mensup’ olan veya hiçbir uzmanlığı veya işi bulunmadığı halde dünyaya söyleyecek bir sözü, dinletecek bir müziği bulunan bu insanlar düşünce ve fikirlerini sizlerle paylaştılar... 72 milletten 4 bin insanı radyonun küçük stüdyolarında sizler için konuk ettiler... Açık Site adlı web mekânında 6 binden fazla yazı, inceleme, yorum, hikâye, çeviri ve karikatür yayınladılar... Onlar ‘şarkılarını’ da sosyal değişimin bir aracı olarak gördüler ve öyle çaldılar. Sadalarını, popüler eğlence müziği denen o dev açıkhava hapishanesinden çıkarıp toplumsal vicdan âlemine ya da ‘paylaşılan cemaat duygusu’na dönmek için kullandılar. Velhasıl, Açık Radyocular değerler, tanımlar ve kültürler alanını bir an terketmediler: Yanan ormanlarda, suları ısınan dünyada, ekonomik krizde, Bosna’da, Susurluk’ta, Manisa’da, Kosova’da, Porto Alegre’de, Evian’da, Sıhhiye meydanında ve Mumbai sokaklarında hep vardılar... Belki de onun içindir – kuruluş günlerinin neşeli kargaşasında da, kapalı kaldığı dönemin hüzünlü sessizliğinde de, depremin dinmek bilmez uğultusunda da, savaş ve şiddetin dayanılmaz dehşetinde de dost ve dinleyicilerden aldığımız mesajların ortak cümlesi hep şu oldu: “İyi
ki varsınız!” *** Şimdi, lûtfen, Açık Radyo’nun hayatınıza kattıklarını bir düşünün... Açık Radyo’nun istikrarını, farklılığını ve gelişimini sürdürmesinin, erişimini arttırmasının yararlarını bir tartıverin zihninizde... Ve bütün bunların ışığında, ona destek olmanın önemini bir kez daha gözden geçiriverin. Radyolar, yasa gereği, vakıf ve kişilerden para, bağış vb. alamaz. Onlar sadece reklam ve sponsorluk desteğiyle hayatlarını sürdürmek zorundadır. Ama aslına bakarsanız, yeterli olsaydı bile, gene isterdik sizden. Çünkü, dinleyici ile bütünleşmek, bizim hayat tarzımız olmak zorunda. Bağımsız ve özgür bir mecra için sürdürülebilir yegâne hayat tarzı budur çünkü. Ortada bir misyon ‘arzı’ varsa, bu ancak dinleyicinin ‘talebi’ ile sürebilir. Ömür boyu kimseye “minnet etmeden” sürdürülebilirlik ancak böyle mümkündür. Dinleyici tabanına dayanan Radyo şeklindeki hayat tarzımız, ancak böyle ‘tescil edilebilir’. Buna temel bir mantık yürütme
de denebilir: Başlangıçta bir ‘deli’, sonra bu ‘delice’ fikri destekleyen bir avuç insan, ardından onların ‘aklına uyan’ yüzlerce gönüllü ve nihayet, şimdi de sorumluluğun paylaşılması: Ellerini taşın altına koyacak birkaç bin dinleyici... “Birşeyleri değiştirmek mümkün” diye düşünecek birkaç bin deli daha işte. “İyi ki varsınız,” yerine “iyi ki varız!” diyecek. Biz, 9 yıl önce 90 kişi ile hayat bulmuştuk; şimdi, 99 ay sonra 9 bin kişilik bir ‘aile hayatı’ sürdürmek istiyor ve soruyoruz sevgili dinleyici: |